✦ Her gün yeni dizeler, yeni sesler·Kasım yarışması başladı: tema "göç"
✎ Şiir Yaz
Anasayfa › Kitaplar › Gönül Köprüsü
Gönül Köprüsü kapağı
Antoloji kitabı · 2025

Gönül Köprüsü

İsimsiz Mektup üyelerinden aşk ve tasavvuf şiirleri
4,5 ★21 okur puanı
3bölüm
36sayfa
3 dkokuma süresi
1.522görüntülenme

Bir köprü iki yakayı birleştirir; bu kitap ise iki gönlü. Gönül Köprüsü, İsimsiz Mektup topluluğunun dört bir yanından gelen şiirlerden derlenmiş bir seçki. Bir fırıncının sabah duası, bir hemşirenin gece nöbetinde aklına düşen sevgili, bir emekli öğretmenin geç kalmış itirafı, bir dervişin "ben" kelimesinden vazgeçişi... Hepsi aynı köprünün taşlarında buluşuyor.

Seçki üç bölümden oluşuyor: Aşk, Hasret ve Vuslat. İnsanın bir başka insana duyduğu sevgiyle Yaradan'a duyduğu özlem arasındaki o ince çizgi, kitabın her sayfasında yeniden çiziliyor ve yeniden siliniyor. Kimi şiirler hece ölçüsünün tanıdık ezgisiyle, kimileri serbest bir nefesle yazılmış.

Derleyen Murat Kahraman'ın sunuşuyla, amatör kalemlerin samimiyetini ve gelenekten süzülen bir sesin bugün nasıl yankılandığını merak eden her okur için.

Okumaya başla →Kritiği okuOkur incelemeleri (5)
Editörün kritiği

Köprünün Altından Akan Su

Topluluk antolojileri zor kitaplardır. Bir yandan herkese yer açma iyi niyeti, öte yandan bir seçkinin olmazsa olmazı olan elek arasında sıkışırlar. Gönül Köprüsü bu ikilemi tamamen çözemiyor, ama çözmeye çalışırken kendine özgü, sıcak ve çoğu zaman etkileyici bir kitap ortaya çıkarıyor. Murat Kahraman'ın derlemesi, İsimsiz Mektup'ta yıllardır yazan ve okuyan insanların ortak bir ses arayışının kayda geçmiş hâli.

Aşkın iki yüzü

Kitabın kurucu fikri, beşerî aşk ile ilahî aşk arasındaki geçirgenlik. Bu, bizim şiirimizin en eski damarlarından biri: Tekke şiirinde, divan gazelinde ve âşık geleneğinde sevgili hem yeryüzünde hem gökyüzündedir, okur hangisini kastettiğinden hiçbir zaman tam emin olamaz. Gönül Köprüsü'ndeki en iyi şiirler bu belirsizliği bilinçli olarak koruyor. Nurhan Aksu'nun "Sabah Kapısı" şiirinde iki bardak çay koyan konuşucunun beklediği kişi bir sevgili de olabilir, bir ölü de, Tanrı da. Şiir bunu hiç açıklamıyor ve iyi ki açıklamıyor.

Bu kitapta tekke kapısının yerini bir fırın küreği, bir hastane koridoru alıyor ve şaşırtıcı biçimde hiçbir şey kaybolmuyor.

Bu çizgide dikkat çeken bir diğer metin Halil Çınar'ın "Gül ile Diken"i. Dört dizelik bu kısacık şiir, gül-diken imgesinin yüzyıllardır taşıdığı bütün yükün farkında, ama onu ağırlaştırmak yerine hafifletiyor. Dikenin de gülün bir "sözü" olduğu fikri, tasavvufun acıyı aşkın dili olarak görme tavrını neredeyse bir halk deyişi sadeliğinde söylüyor.

Dil ve biçim

Seçkinin en güçlü yanı, şiirlerin çoğunun gündelik Türkçeye güvenmesi. Tasavvuf temalı şiir yazanların sık düştüğü bir tuzak var: Gelenekten devşirilmiş kelimeleri, anlamlarını yeniden düşünmeden süs olarak kullanmak. Bu kitapta da o tuzağa düşen birkaç şiir var, özellikle Hasret bölümünde "cânân", "dergâh", "hırka" kelimelerinin art arda dizildiği metinler zaman zaman bir kelime kataloğuna dönüşüyor. Ama genel eğilim farklı: Şairler eski duyguyu bugünün nesneleriyle anlatmayı seçiyor. Bir otobüs durağı, bir fırın küreği, bir hastane koridoru tekke kapısının yerini alıyor.

Biçim açısından seçki kararsız. Hece ölçüsüyle yazılmış şiirlerin bir kısmı ölçüyü ustalıkla taşırken, bir kısmında 11'li hecenin duraklarının zorlandığı, kelimelerin ölçüye uysun diye eğilip büküldüğü görülüyor. Serbest şiirler ise genellikle daha rahat nefes alıyor. Derleyicinin biçim çeşitliliğini korumak istemesi anlaşılır, ama bazı ölçülü metinlerde biraz daha titiz bir editör kaleminin dokunuşu işe yarardı.

Yapı

Aşk, Hasret ve Vuslat üçlemesi ilk bakışta biraz öngörülebilir duruyor. Ancak bölümler içindeki sıralama özenli. Her bölüm görece hafif bir şiirle açılıyor ve giderek ağırlaşıyor. Vuslat bölümünün son şiiri olan Zeliha Toprak'ın "Ben Demeyi Bıraktım"ı, bütün kitabı toparlayan bir kapanış. "Ben" kelimesinin şiir boyunca adım adım silinmesi, fena fikri için bulunmuş zarif bir biçim çözümü. Bu şiir tek başına kitabı okumak için yeterli bir sebep.

Seçkinin zayıf halkası Hasret bölümü. Burada şiirler birbirine fazla benziyor; gurbet, bekleyiş, gözyaşı imgeleri birbirini tekrar ediyor. Bölümün yarısı kadar şiirle daha etkili bir etki yaratılabilirdi. Antolojilerde her zaman sorulması gereken soru şudur: Bu şiir, ötekilerin söylemediği neyi söylüyor? Hasret bölümünde bu sorunun her şiir için sorulduğundan emin değilim.

Yine de bu bölümde gözden kaçırılmaması gereken bir istisna var: Kâmil Öğretmen imzalı "Geç Kalmış İtiraf". Kırk yıl tahtaya tarih yazmış bir adamın, hiçbir yere yazmadığı tek şeyi ilk kez kâğıda dökmesi, kitabın en dokunaklı anlarından biri. Şiir, tarih ile aşk arasında kurduğu karşıtlığı abartmadan taşıyor; "zafer" ve "yenilgi" kelimelerini bir ders kitabının dilinden alıp bir itirafın diline geçiriyor. Tebeşir tozu ile ağarmış saç arasındaki benzetme belki tanıdık, ama son dizedeki tersine çevirme, sevgilinin hep "erken" olması, şiiri sıradan bir pişmanlık metninden ayırıyor.

Derleyicinin eli

Murat Kahraman'ın kısa sunuş yazısı da ayrıca anılmayı hak ediyor. Derleyici, şiirleri neden seçtiğini anlatırken edebi ölçütlerden çok bir topluluk duygusundan söz ediyor. Bu dürüstlük takdire değer, ama aynı zamanda kitabın sınırlarını da açıkça gösteriyor. Bu bir değerlendirme seçkisi değil, bir hatıra defteri. Okur kitabı bu bilinçle eline aldığında hem beklentisini doğru ayarlıyor hem de sayfalardaki samimiyete daha kolay teslim oluyor. Şiirlerin altına düşülen imzaların, gerçek isimlerle takma adlar arasında gidip gelmesi de bu defter havasını güçlendiriyor.

Sonuç

Gönül Köprüsü bir ustalar seçkisi değil ve böyle bir iddiası da yok. Ama samimiyeti, gelenekle kurduğu canlı ilişkisi ve birkaç gerçekten unutulmaz şiiriyle bir topluluğun ruhunu belgeleyen değerli bir kitap. Gelenekten beslenen şiirin bugün de mümkün olduğunu, üstelik bunu meslekten şairlerin değil, fırıncıların, hemşirelerin, öğretmenlerin yapabildiğini göstermesi en büyük başarısı. Bir sonraki seçkide daha cesur bir elekle, daha az ama daha keskin bir kitap okumayı umuyorum. Bu hâliyle bile, köprünün altından akan su berrak.

Okur incelemeleri · 5

İnceleme yazmak için giriş yap.

Nuh Akın★★★★★· 3 gün önce

"Otobüs Durağında" şiiri favorim oldu. Beklemenin de bir yolculuk olduğu fikri çok güzel. Bazı şiirler fazla klasik kelimelerle yüklü gelse de genel olarak sıcak, insanın içini ısıtan bir kitap.

Mehmet Yalçın★★★★★· 2 hafta önce

"Fırın Duası"nı okurken fırının başında durduğumu hissettim. Bir fırıncının dilinden dua... Bu kitapta herkes kendinden bir şey bulur bence.

Hasan Özaydın★★★★★· 1 ay önce

"Ben Demeyi Bıraktım" şiirini okuyunca uzun süre kitabı kapatıp oturdum. Fena makamını bu kadar sade anlatan bir metne bugünlerde pek rastlamıyorum. Emeği geçen herkese gönülden teşekkürler.

Deniz Karaca★★★★★· 1 ay önce

"Gece Nöbeti" sanki benim için yazılmış. Serum damlasını bir adın hecelerine benzetmek... Nöbetteyken bu şiiri arkadaşlarıma okudum, hepimiz sustuk.

Ayşe Tunç★★★★★· 1 ay önce

Samimi ve güzel bir derleme, ama ölçülü şiirlerin bir kısmında hece duraklarının zorlandığını düşünüyorum. Hasret bölümü de biraz tekrara düşüyor. Yine de birkaç şiir için kitaplığımda yer açtım.

TEMA