Parçaların Mavisi
İlk kitaplar genellikle iki şeyden birini yapar: Ya şairin o güne kadar biriktirdiği her şeyi bir çırpıda boşaltır ya da tek bir fikrin etrafında sıkı sıkıya örülür. Kırık Mavi ikinci türden. Şule Can bütün kitabı tek bir imgenin, kırık mavi bir tabağın etrafına kurmuş ve bu imgeyi bir buçuk yüz sayfa boyunca hem yormadan hem de dağıtmadan taşımayı büyük ölçüde başarmış.
Kırılmanın poetikası
Kitabın merkezinde "Çeyiz Tabağı" şiiri duruyor. Annenin çeyizinden kalan tabak kırılıyor ve konuşucu parçaları atmak yerine bir kutuya koyuyor. Bu küçük jest kitabın bütün etik tavrını özetliyor: Kırık olan değersiz değildir, yalnızca başka bir biçimdedir. Japon kintsugi geleneğini hatırlatan bu yaklaşım, Şule Can'da egzotik bir referans olarak değil, son derece yerli bir mutfak sahnesi olarak karşımıza çıkıyor. Kırık tabağı altınla değil, hatırayla onarıyor.
Şule Can gökyüzünü evin tavanına indiriyor, sonra da onu bir tabak gibi özenle tamir ediyor.
Bu çerçevede kırılma, kitapta hem bir kayıp hem bir imkân. "Deniz Camı" şiiri bunun en güzel örneği: Kırılmış bir şişenin parçası yıllarca denizde yuvarlanıp yumuşuyor ve bir gün kıyıda bir çocuğun avucuna düşüyor. Keskinlik zamanla aşınıyor, kırık bir şey mücevhere dönüşüyor. İmge yeni değil, ama şairin onu yaşla, annelikle ve yasla ilişkilendirme biçimi şiire beklenmedik bir derinlik katıyor.
Mavinin anlamları
Mavi, Türk şiirinde ağırlıklı olarak gökyüzü ve denizle, yani sonsuzlukla ilişkilendirilen bir renk. Şule Can bu sonsuzluğu evin içine taşıyor: Bir tabağın, bir boncuğun, bir kazağın mavisi. Bu evcilleştirme hamlesi kitabın en özgün yanı. Gökyüzü burada ulaşılmaz bir yükseklik değil, tamir edilmesi gereken bir tavan. Son bölümün başlığı olan "Gökyüzü Tamiri" bu tersine çevirmeyi açıkça ilan ediyor: Gök de kırılabilir, ve onu tamir etmek de bize düşer.
Dil
Şairin dili yalın, cümleleri kısa. Süslemeden kaçınan, çoğu zaman tek bir somut nesneye odaklanan şiirler bunlar. Bu yalınlık kitabın en büyük gücü, ama zaman zaman da zaafı. Özellikle Kırık Saatler bölümünde bazı şiirler o kadar sadeleşmiş ki imge tek başına kalmış, etrafında onu titreştirecek bir ses örgüsü kurulmamış. "Durmuş Saat" gibi bir şiir güçlü bir fikirle açılıyor ama ikinci dörtlükte aynı fikri biraz değiştirerek tekrar etmekle yetiniyor. Bu tekrarlar kitabın orta kısmında okurun dikkatini bir miktar gevşetiyor.
Öte yandan şairin ses kulağı belirgin. Dize sonlarında kafiyeye başvurmadığı hâlde iç sesler, özellikle "k" ve "r" seslerinin kırılmayı taklit eden tekrarları, şiirlere sessiz bir müzik veriyor. Kitabı sesli okumak, sessiz okumaktan daha çok şey açıyor.
Yapı
Üç bölümlük yapı açık bir yay çiziyor: Kırılma, zamanın donması ve onarım. Bu yay biraz fazla düzgün olabilir; okur kitabın sonunda umutlu bir yere varacağını baştan seziyor. Daha cesur bir yapı, belki onarımın her zaman mümkün olmadığını da kabul edebilirdi. Yine de kapanış şiiri "Mavi Kutu", bu beklenen umudu kolay bir teselliye dönüştürmemeyi başarıyor: Kutu kapanıyor ama parçalar birleşmiyor. Onarım burada bir birleşme değil, birlikte saklanma.
Aile ve yas
Kitabın sessiz ama sürekli bir alt metni var: Ebeveynlerin yokluğu. Annenin tabağı, babanın kazağı, dedenin saati, bekleme salonunda ameliyattaki anne... Şule Can bu kayıpları hiçbir yerde doğrudan ağıt diliyle anmıyor. Yas, nesnelerin üzerinden, dolaylı yoldan konuşuyor. Bu tercih kitabın en olgun yanı. Türk şiirinde ağıt geleneği güçlüdür ve çoğu zaman yüksek sesle, haykırarak söylenir. Kırık Mavi ise yası bir mutfak dolabının içine, bir yastık kılıfının dikişine yerleştiriyor ve onu alçak sesle söylüyor. "Mavi Kazak" şiirindeki son imge, babanın omzuna her gece başını koymak, kitabın en sade ve belki de en sarsıcı anı. Şiir bir eşyanın dönüşümünü anlatırken aslında bir ilişkinin ölümden sonra nasıl sürdüğünü gösteriyor. Ancak bu yas dilinin de bir bedeli var: Kitap öfkeye hiç yer açmıyor. Kayıp her zaman şefkatle karşılanıyor, hiçbir zaman isyanla. Bu tek renkli duygusal palet, kitabın sonlarına doğru biraz fazla uysal bir hava yaratıyor.
Sonuç
Kırık Mavi, ilk kitap olmanın getirdiği bazı tekrarlara ve zaman zaman fazla korunaklı bir yapıya rağmen, kendine ait bir dünyası olan, dikkatli ve sıcak bir şiir kitabı. Şule Can'ın gündelik nesnelere eğilen bakışı, kadın şiirimizin ev içini bir düşünce alanına çeviren güçlü damarıyla akraba. Bir sonraki kitabında bu bakışın daha riskli alanlara, belki onarılamayan şeylere de yönelmesini merakla bekliyorum. Şimdilik bu mavi, kırık hâliyle bile, gözümüzün önünden çekilmeyecek kadar parlak.
