Damda Bir Teleskop
Ağustosun ortasıydı ve köyün bütün damları turuncuydu. Kayısılar ikiye bölünmüş, çekirdekleri çıkarılmış, beyaz bezlerin üstüne yan yana serilmişti. Gündüz güneş onları yavaş yavaş kurutur, gece de kimse dokunmasın diye bir çocuk başında bekletilirdi. O yaz bekçi Bilal'di.
On yaşındaydı ve gece bekçiliğini dünyanın en önemli işi sayıyordu. Annesi ona bir yorgan, bir testi su ve bir avuç leblebi vermişti. Babası Hamdi Usta ise merdivenin başında durup yalnızca şunu söylemişti:
"Oğlum, kayısıyı kuşlardan korursun, kuşları da kayısıdan. Kimseye zarar gelmesin."
Bilal bu cümleyi anlamamıştı ama çok sevmişti.
Gece ilerledikçe köyün ışıkları birer birer söndü. Önce kahvenin, sonra muhtarın, en son da Nermin Öğretmen'in lojmanının. Sonra gökyüzü açıldı. Bilal o güne kadar yıldızlara hiç bu kadar uzun süre bakmamıştı. Sanki biri onları da beyaz bir bezin üstüne sermişti, tıpkı damlardaki kayısılar gibi.
Sabaha karşı babası çay getirdi. Bilal'in gözleri hâlâ yukarıdaydı.
"Baba, yıldızlar ne?"
Hamdi Usta düşündü. Okumuş biri değildi, ama düşünmeyi bilirdi.
"Onlar da kayısı oğlum. Allah gökyüzüne sermiş, kurusunlar diye. Vakti gelince toplanacaklar."
"Kim toplayacak?"
Babası güldü, omuz silkti. "Kim giderse o."
O sabah Bilal kararını verdi. Gidecekti.
Bir hafta boyunca evin bütün eski eşyalarını karıştırdı. Ahırın arkasında, geçen kış değiştirilen sobanın paslı borusunu buldu. Ninesinin çekmecesinde, çoktan kullanmadığı kalın camlı gözlüğü. Nermin Öğretmen'in verdiği eski bir fen kitabındaki resme bakarak borunun iki ucuna iki cam yerleştirdi, kenarlarını hamurla sabitledi. Kardeşi Zehra bu işe "kayısı dürbünü" adını verdi.
İlk gece hiçbir şey göremedi. İkinci gece yalnızca bulanık bir ışık. Üçüncü gece camları biraz kaydırdı ve birden ay, olduğu gibi, kocaman ve delik deşik, gözünün önüne geldi.
Bilal öyle bir bağırdı ki bütün köy uyandı. Komşular pijamalarıyla damlara çıktı, köpekler havladı, muhtar elinde fenerle koşa koşa geldi.
"Ne oldu oğlum, hırsız mı var?"
"Ay!" dedi Bilal. "Ay'da çukurlar var! Tıpkı kurumuş kayısı gibi!"
Muhtar teleskoba baktı, bir şey göremedi, ama görmüş gibi yaptı. Sonra Nermin Öğretmen geldi, o baktı ve uzun süre sustu. Sonunda Bilal'in başını okşadı.
"Bu çocuğu okutmak lazım Hamdi Usta," dedi. "Bu çocuk buralarda kalmaz."
Hamdi Usta o gece uyuyamadı. Sevinçten mi, korkudan mı, kendisi de bilemedi. Sabah olunca damdaki kayısıları topladı, en güzellerini ayırdı ve bir keseye koydu.
"Bu senin," dedi Bilal'e. "Nereye gidersen götür. Köyün kokusu yanında olsun."
Bilal keseyi aldı. İçinde bir de çekirdek vardı. Babası onu bilerek mi koymuştu, yoksa unutmuş muydu, hiçbir zaman sormadı.