Ankara'da Bir Mülakat
Aradan on sekiz yıl geçti. Kayısı dürbünü artık köydeki evin duvarında, çerçeve içinde asılıydı. Bilal ise Ankara'da, havacılık ve uzay mühendisliği bölümünden dereceyle mezun olmuş, birkaç yıl uydu projelerinde çalışmış, bir sabah da gazetede o ilanı görmüştü: Ulusal uzay programı için astronot adayı aranıyordu.
Başvuru formunu doldururken eli titredi. "Neden astronot olmak istiyorsunuz?" sorusunun karşısına uzun bir cevap yazdı, sildi. Sonra yalnızca şunu yazdı: "Babama bir söz verdim."
Aylar süren testler başladı. Santrifüj makinesinde döndü, havuzun dibinde ağır kıyafetlerle saatler geçirdi, karanlık bir odada günlerce yalnız kaldı. Her gece annesini aradı. Annesi her seferinde aynı şeyi sordu:
"Yemek yiyor musun oğlum?"
"Yiyorum ana."
"Ne yiyorsun?"
"Kayısı."
Annesi gülerdi. Bilal yalan söylemiyordu; cebinde her zaman bir avuç kuru kayısı olurdu.
Son aşama mülakattı. Uzun bir masanın arkasında beş kişi oturuyordu: iki mühendis, bir doktor, bir psikolog ve programın başındaki, saçları ağarmış, gözlüklü bir kadın. Bilal içeri girdiğinde masanın üstüne bir kese bıraktı.
"Bu nedir?" diye sordu psikolog.
"Malatya kayısısı efendim. Bizim bahçeden. İkram etmeden konuşmak olmaz."
Masada kısa bir sessizlik oldu. Sonra mühendislerden biri güldü, keseden bir kayısı aldı. Ardından bir diğeri. En son programın başkanı da bir tane aldı, uzun uzun çiğnedi.
"Güzelmiş," dedi. "Peki Bilal Bey, neden aya gitmek istiyorsunuz? Lütfen bize uzay araştırmalarının önemiyle ilgili ezber bir cevap vermeyin. Onu hepimiz biliyoruz."
Bilal bir an pencereden dışarı baktı. Ankara'nın gri gökyüzü ağır ağır akıyordu.
"Babam yıldızların kayısı olduğunu söylerdi," dedi. "Gökyüzüne serilmişler, kurusunlar diye. Vakti gelince birinin toplaması lazım. Ben küçükken bunun bir masal olduğunu bilmiyordum. Şimdi biliyorum. Ama bence babam haklıydı, sadece kelimeleri farklıydı. Biz de yıldızları toplamak istiyoruz, anlamak, bilmek, saklamak. Ben bunu kendi köyümün diliyle söylüyorum, o kadar."
Kimse bir şey demedi. Doktor not almayı bıraktı. Psikolog kalemini masaya koydu.
"Bir de şu var," diye ekledi Bilal. "Bizim köyden bugüne kadar kimse uçağa bile binmedi. Ben gidersem, aslında hepsi gitmiş olacak."
Programın başkanı gözlüğünü çıkarıp sildi. Sonra kesedeki son kayısıyı aldı.
"Bunu ben alıyorum," dedi. "Size haber vereceğiz."
Bilal dışarı çıktığında koridorda bekleyen diğer adaylar ona merakla baktı. İçlerinden biri sordu:
"Nasıl geçti?"
Bilal düşündü.
"Kayısılar bitti," dedi. "Sanırım bu iyiye işaret."
Üç hafta sonra telefon çaldı. Bilal o gün ilk kez babasının ağladığını duydu, telefonun öbür ucunda, kahvenin önünde, bütün köyün ortasında.