Ayda Bir Çekirdek
İniş modülü ayın yüzeyine dokunduğunda bir tıkırtı oldu, o kadar. Bilal yıllarca bu anı düşünmüş, büyük bir sarsıntı, bir gümbürtü beklemişti. Oysa ay onu bir misafiri karşılar gibi sessizce kabul etti.
Kapak açıldığında önce gri, uçsuz bucaksız bir düzlük gördü. Sonra yukarıda, kapkara gökyüzünün ortasında, dünyayı. Mavi, beyaz, biraz kahverengi. Ve çok küçük.
Merdivenden inerken her basamağı saydı. Dokuz basamak. Son basamakta durdu. Görev kontrolü bu an için ondan bir cümle istemişti; tarihe geçecek, okullarda okunacak bir cümle. Bilal o cümleyi aylarca düşünmüş, defalarca yazıp silmişti.
Ayağını toza bastığında hazırladığı cümlelerin hiçbiri aklına gelmedi. Ağzından yalnızca şu çıktı:
"Baba, geldim."
Görev kontrolünde bir sessizlik oldu. Sonra yayını izleyen milyonlarca insanın arasında, küçük bir köy kahvesinde, Hamdi Usta ayağa kalktı ve ekrana doğru, sanki oğlu onu duyabilirmiş gibi, cevap verdi:
"Hoş geldin oğlum."
Sonraki saatler planlandığı gibi geçti. Bilal ve arkadaşları taş örnekleri topladı, ölçüm cihazları yerleştirdi, fotoğraflar çekti. Her şey bilimsel, ölçülü, düzenliydi. Ama görevin son yarım saatinde, kendisine özel olarak ayrılan kısa sürede, Bilal göğüs cebindeki keseyi çıkardı.
Çekirdeği ayın toprağına ekemezdi; bunu biliyordu. Ne su vardı ne hava. Mühendisler ona çekirdeği küçük, şeffaf, sızdırmaz bir kapsülün içine koymasını önermişti. Kapsülün üstünde iki satır yazı vardı: köyünün adı ve babasının adı.
Bilal diz çöktü. Kalın eldivenleriyle tozun içinde küçük bir çukur açtı. Kapsülü oraya yerleştirdi, üstünü biraz örttü. Sonra bir süre öylece durdu.
"Bu ne?" diye sordu yanındaki astronot, telsizden.
Bilal ne diyeceğini düşündü. İngilizce kelimeler aradı ama bulamadı. Sonunda Türkçe söyledi, biliyordu ki görev kontrolünde biri çevirecekti:
"Bir söz. Babama verdiğim bir söz. Yıldızlar toplanacakmış, vakti gelince. Ben de bir tane getirdim, karşılığında."
Yanındaki astronot bir şey anlamadı, ama başını salladı. Bazı şeyler çeviri gerektirmez.
Dünyaya döndüklerinde, karantina günleri bittikten sonra Bilal ilk iş köyüne gitti. Köyün girişinde kocaman bir pankart asılmıştı: "Ayın ilk kayısı bahçıvanı, hoş geldin!" Muhtar bu sefer hiçbir sayıyı karıştırmadı.
Akşam olunca Bilal babasıyla birlikte dama çıktı. Damlar yine turuncuydu, yine ağustostu. Kayısılar beyaz bezlerin üstünde kuruyordu.
"Nasıldı oğlum?" diye sordu Hamdi Usta.
Bilal yukarı baktı. Ay, her zamanki gibi, kocaman ve delik deşik, oradaydı.
"Sessizdi baba," dedi. "Ama bizim kayısı orada. Sen bakınca bil."
Hamdi Usta uzun süre aya baktı. Sonra oğlunun omzuna elini koydu.
"Kimseye zarar gelmesin," dedi.
Bilal bu cümleyi bu sefer anladı.