✦ Her gün yeni dizeler, yeni sesler·Kasım yarışması başladı: tema "göç"
✎ Şiir Yaz
Kitaplar › Aya İnen İlk Türk › 3. bölüm
Aya İnen İlk Türk · 3. bölüm · 2 dk

Fırlatma Sabahı

Fırlatma günü köy kahvesinde oturacak yer kalmamıştı. Muhtar, belediyeden ödünç aldığı büyük ekranı duvara astırmış, önüne sandalyeler dizdirmişti. Sandalyeler yetmeyince evlerden minderler getirildi, minderler yetmeyince çocuklar pencerelere tırmandı.

Hamdi Usta en önde oturuyordu. Üzerinde bayramlık ceketi vardı. Yanında Bilal'in annesi Şerife Hanım, elinde tespihiyle, dudakları hiç durmadan kıpırdıyordu. Zehra artık öğretmendi ve Nermin Öğretmen'in yerine köy okulunda ders veriyordu. Bütün öğrencilerini getirmişti.

Ekranda fırlatma rampası göründü. Kocaman, beyaz bir roket, sabah ışığında bir minare gibi yükseliyordu. Kahvede biri "maşallah" dedi, ardından herkes tekrarladı.

Uzak bir ülkenin uzay üssünde, roketin tepesindeki kapsülde, Bilal kemerlerini son kez kontrol etti. Yanında iki yabancı astronot vardı, ikisi de onun gibi sessizdi. Kıyafetinin göğüs cebinde, özel izinle yanına aldığı küçük bir kese duruyordu. İçinde tek bir kayısı çekirdeği.

Kulaklığından görev kontrolünün sesi geldi.

"Bilal, hazır mısın?"

"Hazırım," dedi. Sonra, kimsenin duymayacağını bildiği hâlde, içinden ekledi: "Bismillah."

Geri sayım başladı.

Köy kahvesinde muhtar ayağa kalktı. Bu anı yıllardır bekliyormuş gibi bir sesle bağırdı:

"Onnn!"

Herkes ona katıldı. "Dokuz! Sekiz! Yedi!"

Ama muhtar heyecandan ekrandaki sayılardan bir önde gidiyordu. Köy "üç" derken ekranda hâlâ "dört" yazıyordu. Köy "sıfır" diye bağırdığında roket kıpırdamamıştı bile. Bir saniyelik bir sessizlik oldu. Muhtar kızardı.

Tam o anda roket ateşlendi.

Kahvenin camları titredi, sanki ses o uzak ülkeden bu küçük köye kadar gelmişti. Ocağın üstündeki çaydanlık bile sallandı, kapağı tıkırdadı. Duman ekranı kapladı, sonra roket ağır ağır, sonra giderek hızlanarak göğe yükseldi. Çocuklar çığlık attı. Kadınlar ağladı. Yaşlı Hacı Dede, elindeki bastonu havaya kaldırıp yüksek sesle tekbir getirdi.

Hamdi Usta ise hiç kıpırdamadı. Gözleri ekrandaki o küçülen ışıktaydı. Şerife Hanım onun koluna dokundu.

"Hamdi, iyi misin?"

Hamdi Usta cevap vermedi. Yalnızca cebinden bir kayısı çıkarıp ağzına attı ve yavaş yavaş çiğnedi. Sonra, kimseye bakmadan, kendi kendine söyledi:

"Gitti. Toplamaya gitti."

Roket görüş alanından çıktığında kahvede bir alkış koptu. Muhtar, az önceki mahcubiyetini unutup herkese çay ısmarladı. Zehra öğrencilerini toplayıp tahtaya kocaman bir ay çizdi, ortasına da bir kayısı ağacı.

Gökyüzünün çok yukarısında, dünyanın mavi kıvrımı pencerede belirdiğinde Bilal nefesini tuttu. Dünya, uzaktan bakınca, dalında henüz olgunlaşmamış mavi bir kayısıya benziyordu. Bunu kimseye söylemedi. Ama o gece, görev günlüğüne şu cümleyi yazdı:

"Bugün köyümü yukarıdan gördüm. Hepsi buradaydı."

TEMA