Bayram Ziyareti Nereye Gitti?
Çocukken bayram sabahları erkenden kalkardık. Bayramlıklar bir gece önceden yatağın ucuna serilirdi. Annem saçlarımı örer, babam ayakkabılarımızı boyardı. Sonra kapı kapı dolaşırdık.
Önce büyükanneye. Sonra amcalara, halalara. Sonra komşulara, en yaşlıdan başlayarak. Her kapıda bir el öpülür, bir şeker alınır, bazen bir harçlık. Akşama kadar o kadar çok kapı çalardık ki, akşam eve döndüğümüzde ceplerimiz şekerle, kalplerimiz bir tuhaf doygunlukla dolu olurdu.
Geçen bayram kızıma sordum: "Bayram ziyaretine gidelim mi?"
Bana anlamaz gözlerle baktı. "Kime?"
Bu soru beni bir hafta düşündürdü. Kime?
Büyükannesi başka bir şehirde, telefonla aradık. Amcası yurtdışında, görüntülü konuştuk. Komşularımızın çoğunu tanımıyoruz. Apartmanın kapısında karşılaştığımızda başımızı sallıyoruz, o kadar. Hangi kapıyı çalacaktık?
Bir zamanlar bayram ziyareti bir zorunluluktu. Gitmezsen ayıp olurdu, küsülürdü, konuşulurdu. Belki de bu yüzden biraz sıkıcıydı. Çocukken bazı kapılara gitmek istemezdik. Yaşlı bir teyzenin salonunda bir saat oturmak, ağzımızda bir lokum, bacaklarımız sallanırken sıkılmak. Şimdi o sıkılmayı özlüyorum.
Belki eski bayramları fazla güzelleştiriyorum. Belki o günlerin de kendi dertleri, kendi kırgınlıkları vardı. Bayram sabahı kapıdan geri çevrilen akrabalar, sofrada çıkan tartışmalar, yorgun annelerin bitmeyen misafir trafiği. Evet, bunların hepsi vardı. Bunu da unutmamak lazım.
Ama yine de bir şey kayboldu ve adını koymakta zorlanıyorum. Belki de kaybolan şey ziyaretin kendisi değil, kapının açık olduğu duygusu. Herhangi bir kapıyı çalabileceğin, herhangi bir masaya oturabileceğin, herhangi bir yaşlının elini öpebileceğin duygusu.
Bu bayram bir şey yaptım. Apartmanın en üst katında yalnız yaşayan yaşlı bir kadın var. Yıllardır aynı binadayız, adını bilmiyorum. Bayram sabahı kızımla birlikte bir kutu şeker aldık ve kapısını çaldık.
Kapıyı açtığında önce şaşırdı. Sonra gözleri doldu. "Bayram ziyareti mi?" dedi. "Kaç yıldır kimse gelmedi."
İçeri buyur etti. Salonu tertemizdi, sanki her gün birini bekliyormuş gibi. Vitrinde kristal şekerlikler, duvarda siyah beyaz bir düğün fotoğrafı, koltuklarda dantel örtüler. Bize eşini, çocuklarını, kendi gençliğindeki bayramları anlattı. Çocukları yurtdışındaymış, bayramlarda telefonla arıyorlarmış. Kolonya ikram etti, lokum çıkardı. Kızım bir saat boyunca salonunda oturdu, ağzında lokum, bacakları sallanırken. Sıkıldı mı bilmiyorum. Ama eve dönerken bana dedi ki: "Anne, gelecek bayram da gidelim mi?"
Kadının adı Nazmiye'ymiş. Bunu çıkarken, kapının eşiğinde öğrendik. Yıllardır aynı merdivenleri çıkıp inmiştik.
Bayram ziyareti nereye gitti diye soruyordum. Hiçbir yere gitmemiş. Bir kapının ardında bekliyormuş. Sadece çalan olmamış.