Tandır Evi
Ezan okunmadan önce tandır evinin kapısı açılırdı. İlk gelen her zaman Fadime Kadın olurdu, elinde çıra, omzunda un çuvalı. Ateşi o yakar, o beklerdi. Sonra birer birer ötekiler gelirdi: Kezban, Hava Abla, Gülsüm'ün anası, bir de geçen güz köye gelin gelen Ayten.
Ayten ilk haftalarda hiç konuşmamıştı. Hamuru yoğurur, beziyle örter, sırasını bekler, ekmeğini alıp giderdi. Kadınlar onun ova köylerinden geldiğini, burada kimsesi olmadığını bilirdi. Bilir ama sormazlardı. Tandır evinin bir kuralı vardı: Kimse kimseye soru sormaz, isteyen anlatır.
O sabah hava ayazdı. Tandırın ağzından çıkan sıcak, kadınların yüzlerini kızartıyordu. Fadime Kadın ilk yufkayı sacın üstüne serdi, parmak uçlarıyla çevirdi.
"Ayten," dedi gözünü ateşten ayırmadan, "senin hamurun pek sıkı olmuş bugün."
Ayten başını kaldırmadı. "Su az koydum herhal."
"Su az değil," dedi Hava Abla. "El sıkı. Hamura öfkeyle dokunursan sıkılaşır, bilmez misin?"
Kadınlar sustu. Yalnızca ateşin çıtırtısı vardı, bir de uzaktan bir horozun sesi.
Ayten oklavayı bıraktı. Ellerine baktı, sanki onları ilk defa görüyormuş gibi. Sonra yavaşça, kimseye bakmadan konuştu:
"Bizim orada tandır yoktu. Fırında pişirirdik. Anam her sabah fırının başında türkü söylerdi. Burada kimse türkü söylemiyor."
Kezban'la Gülsüm'ün anası birbirine baktı. Fadime Kadın yufkayı çevirdi, bir süre hiçbir şey demedi. Sonra, ateşe bakarak, alçak bir sesle bir türkü tutturdu. Eski bir ninni türküsüydü, bu köyün değil, belki de hiçbir köyün değil; bütün köylerin.
Hava Abla ikinci dizede katıldı. Ardından Kezban. En son Gülsüm'ün anası, sesi titreyerek.
Ayten oklavayı yeniden aldı. Hamuru yavaşça açmaya başladı. Bu sefer parmakları daha yumuşaktı. Türkünün sonuna doğru, gözlerinden bir damla hamurun üstüne düştü. Kimse görmedi. Ya da herkes gördü ve görmemiş gibi yaptı. Tandır evinde gözyaşı da hamurun bir parçası sayılırdı.
O sabahtan sonra tandır evinde her gün bir türkü söylendi. Kimi gün Fadime Kadın başlattı, kimi gün Hava Abla. Bir ay sonra, bir sabah, Ayten başlattı. Kendi köyünün bir türküsüydü. Kadınlar bilmiyordu ama nakaratı ikinci seferde öğrendiler.
Yıllar sonra, Ayten'in kızı gelin gittiğinde, çeyiz sandığının içine bir de not koydu: "Gittiğin yerde tandır varsa, ilk sabah git. Türkü söyleyecek birini bulursun. Bulamazsan sen söyle."
Tandır evi bugün yok artık. Köyde herkes ekmeği bakkaldan alıyor. Ama eski kadınlar hâlâ, sabahları, mutfaklarında hamur yoğururken bir şeyler mırıldanıyor. Hangi köyün türküsü olduğunu kimse bilmiyor.