✦ Her gün yeni dizeler, yeni sesler·Kasım yarışması başladı: tema "göç"
✎ Şiir Yaz
Kitaplar › Bir Kilim İki Minder › 3. bölüm
Bir Kilim İki Minder · 3. bölüm · 2 dk

Mektup Okuyan Kız

Meryem on iki yaşındaydı ve köyde okuma yazma bilen tek kız çocuğuydu. Bu yüzden her ayın ilk haftası, postacının motosikletinin sesi köyün yokuşunda duyulduğunda, kapısı çalınmaya başlardı.

Kadınlar ellerinde zarflarla gelirdi. Almanya'dan, Hollanda'dan, İstanbul'dan, bir keresinde Avustralya'dan. Meryem onları evin önündeki taş sekiye oturtur, zarfı dikkatlice açar, yüksek sesle okurdu. Kadınlar dinlerken başlarını sallar, bazen gülümser, bazen yazmalarının ucuyla gözlerini silerdi.

Meryem bu işi çok ciddiye alıyordu. Her kelimeyi tam okur, yazım hatalarını bile düzeltmezdi. "Annecim ben iyiyim merak etme" diye yazılmışsa öyle okurdu, "anneciğim" demezdi. Ona göre mektup, yazanın sesiydi ve ses değiştirilmezdi.

Ta ki o güne kadar.

Zekiye Teyze'nin oğlu üç yıldır Almanya'daydı. Mektupları her zaman kısaydı ama düzenliydi: İyiyim, çalışıyorum, para biriktiriyorum, yazın geleceğim. O gün gelen zarf ise kalındı ve el yazısı farklıydı.

Meryem zarfı açtığında ilk satırları sessizce okudu. Oğlun bir kaza geçirdi. Hastanede. Durumu ağır. Doktorlar bir şey söyleyemiyor. Mektubu oğlunun iş arkadaşı yazmıştı.

Meryem başını kaldırdı. Zekiye Teyze karşısında oturuyordu, elleri dizlerinin üstünde, gözleri umutla parlıyordu.

"Ne diyor kızım? Yazın geliyor mu?"

Meryem bir an sustu. Sonra yeniden kâğıda baktı ve okumaya başladı. Ama kâğıtta yazanı değil.

"Anneciğim, ben iyiyim. Bu sefer arkadaşım yazıyor çünkü elim biraz yorgun, çok çalıştık bu ay. Merak etme. Yazın gelmeye çalışacağım. Ellerinden öperim."

Zekiye Teyze gülümsedi. Meryem'in başını okşadı, cebinden bir şeker çıkarıp avucuna koydu ve gitti.

Meryem o gece uyuyamadı. Mektubu yastığının altına sakladı. Ertesi gün öğretmenine gösterdi, öğretmen muhtarla konuştu, muhtar telefon açtı. Bir hafta sonra Zekiye Teyze'nin oğlunun iyileştiği haberi geldi. Yazın da geldi gerçekten, koltuk değnekleriyle.

Meryem bu yalanı kimseye anlatmadı. Büyüdü, okudu, şehre gitti, öğretmen oldu. Ama o mektubu yıllarca bir kutuda sakladı.

Yirmi yıl sonra köye bir cenaze için döndü. Mezarlıktan dönerken yolda yaşlı, beli bükülmüş bir kadınla karşılaştı. Zekiye Teyze'ydi.

"Meryem kızım," dedi kadın, onun ellerini tutarak. "Sana bir şey diyeceğim, yıllardır içimde."

Meryem'in kalbi hızlandı.

"O mektubu hatırlıyor musun? Oğlumun kaza mektubunu?"

Meryem bir şey diyemedi.

"Ben biliyordum," dedi Zekiye Teyze. "Okuyamam ama yüzünü okurum. Sen o kâğıda bakarken yüzün bembeyaz oldu. Ama öyle güzel yalan söyledin ki, sana inanmak istedim. O bir hafta boyunca oğlumun iyi olduğuna inandım. Belki de o yüzden iyileşti."

Kadın Meryem'in avucuna bir şeker bıraktı. Yirmi yıl önceki gibi.

TEMA