✦ Her gün yeni dizeler, yeni sesler·Kasım yarışması başladı: tema "göç"
✎ Şiir Yaz
Anasayfa › Kitaplar › Bir Kilim İki Minder
Bir Kilim İki Minder kapağı
Öykü kitabı · 2023

Bir Kilim İki Minder

Öyküler
4,6 ★35 okur puanı
4bölüm
48sayfa
8 dkokuma süresi
778görüntülenme

Hatice Nine gelin geldiğinde bütün çeyizi bir kilim ile iki minderdi. Altmış yıl sonra o kilimin üstünde torunlarına masal anlatıyordu. Öldüğünde ise geride kalan büyük evin, tarlaların ve bahçenin değil, o kilimin kime kalacağı tartışıldı.

Şule Can'ın ilk öykü kitabı, Anadolu'nun bir köyünde geçen ve birbirine görünmez iplerle bağlanan dört öyküden oluşuyor. Şafak vakti tandır başında sırlarını paylaşan kadınlar, gurbetten gelen mektupları okuma yazma bilmeyen annelere okuyan bir kız çocuğu, köydeki son kışını geçiren yaşlı bir çift... Her öykü bir evin içine, bir odanın sıcağına, bir sofranın kenarına açılıyor.

Bir Kilim İki Minder, kaybolmakta olan bir hayatın ayrıntılarını telaşsız, şefkatli ve keskin bir gözle kayda geçiren, sessiz ama derin bir kitap.

Okumaya başla →Kritiği okuOkur incelemeleri (5)
Editörün kritiği

Eski Bir Kilimin Desenleri

Sahaf olmanın tuhaf bir yan etkisi var: Yıllar içinde köy öyküsü diye anılan türün yüzlerce örneği elinizden geçiyor ve bir süre sonra çoğu birbirine benzemeye başlıyor. Yoksulluk, ağa zulmü, gurbet, göç, kadının çilesi... Bu temalar bizim edebiyatımızın omurgasını oluşturdu ve oluşturmakta da haklıydı. Ama bugün aynı temalara dönen bir yazarın, o eski desenleri yeniden dokurken kendine ait bir ilmek atması gerekiyor. Şule Can Bir Kilim İki Minder'de bunu yapıyor ve bence çok iyi yapıyor.

Dışarıdan değil, içeriden

Kitabı türdeşlerinden ayıran ilk şey bakış açısı. Köy öykülerimizin büyük bir kısmı köyü dışarıdan, kentten ya da bir öğretmenin, bir aydının gözünden anlatır. Köy orada çoğu zaman düzeltilmesi, kurtarılması ya da en azından anlaşılması gereken bir yerdir. Şule Can'ın öykülerinde ise böyle bir mesafe yok. Anlatıcı köyün içinden konuşuyor, kadınların arasından, tandırın başından, mindere oturmuş bir torunun gözünden. Köy burada bir sorun değil, bir ev.

Bu öykülerde nesneler konuşmuyor ama hatırlıyor, ve hatırladıklarını bize usulca devrediyorlar.

Bu tercih öykülere çok sıcak bir ton veriyor, ama aynı zamanda belli bir riski de beraberinde getiriyor: Nostalji. İçeriden bakan göz bazen fazla şefkatli olabilir, sertlikleri yumuşatabilir. Kitabın ilk öyküsü olan "Bir Kilim İki Minder"de bu risk zaman zaman kendini gösteriyor. Hatice Nine'nin hayatı neredeyse hiç gölge taşımayan bir bilgelik ve sabır hikâyesi olarak anlatılıyor. Okur, o altmış yılın içinde muhakkak olması gereken öfkeleri, kırgınlıkları ve yorgunlukları biraz eksik buluyor.

Nesnelerin hafızası

Ama Şule Can bu riski ikinci ve üçüncü öykülerde ustaca dengeliyor. "Tandır Evi" kitabın belki de en güçlü metni. Şafak vakti ekmek pişiren kadınların konuşmalarıyla ilerleyen öykü, yeni gelinin evine duyduğu özlemi hiçbir zaman doğrudan söylemeden, hamurun yoğrulma biçiminden, ateşe bakan gözlerden, yarıda kesilen bir türküden okumamızı istiyor. Kadınlar birbirlerinin acısını isimlendirmiyor ama hepsi biliyor. Bu sessiz dayanışma, kitabın asıl konusu.

Kitabın başlığı da bu yaklaşımı özetliyor. Kilim ve minder, bir evin en sade eşyaları; ama burada her biri bir hafıza taşıyıcısı. Şule Can'ın şiirlerinde de gördüğümüz nesneye eğilen bakış, öykülerde daha geniş bir alana yayılıyor. Bir kilimin deseni bir hayatın haritası oluyor, bir minderin çöken yeri bir yokluğun izi.

Mektup ve yalan

"Mektup Okuyan Kız" kitabın ahlaki açıdan en karmaşık öyküsü. Okuma yazma bilmeyen köy kadınlarına gurbetten gelen mektupları okuyan on iki yaşındaki Meryem, bir gün bir mektupta kötü bir haber buluyor ve okurken onu değiştiriyor. Öykü bu yalanı ne yüceltiyor ne de mahkûm ediyor. Yalnızca bir çocuğun, bir annenin yüzüne bakarak verdiği o kararın ağırlığını taşıyor. Son sahne, kitabın en sarsıcı anı: Meryem yıllar sonra o anneyle karşılaşıyor ve kadının aslında gerçeği her zaman bildiği ortaya çıkıyor. Bu dönüş ucuz bir sürpriz değil, öykünün bütün anlamını değiştiren bir derinleşme.

Dil ve zaafları

Yazarın dili temiz, yer yer yöresel söyleyişlerle zenginleşen, ama hiçbir zaman folklorik bir süse dönüşmeyen bir dil. Diyaloglar kısa ve yerinde. Şule Can'ın öykücülüğü, ayrıntıyı biriktirmek yerine seçmeyi biliyor.

Zaaflara gelince: Dört öykülük bir kitap için yapı biraz dengesiz. Son öykü "Son Kış", konusu itibarıyla kitabın en dramatik potansiyeline sahipken diğerlerinden daha aceleyle yazılmış gibi duruyor. Yaşlı çiftin köyden ayrılışı, birkaç güçlü sahneye rağmen, öykünün geri kalanında hazırlanmamış bir duygusal doruğa sıçrıyor. Bu öykünün biraz daha uzun ve sabırlı yazılması kitabı bütünlüklü bir yapıya kavuştururdu.

Yine de "Son Kış"ın bir sahnesi kitabın en akılda kalan imgelerinden birini barındırıyor: İsmail Dayı'nın karlı bir sabah küreğini alıp yalnızca kendi avlusunun değil, bütün köyün yolunu açması. Bu sahne, gitmek zorunda olan birinin gidişi kolaylaştırmak için yaptığı son iş olarak hem çok somut hem çok sembolik. Yazar burada açıklama yapmıyor, yalnızca gösteriyor. Öykünün geri kalanı da bu sahnenin cesaretini taşısaydı, kitabın en güçlü kapanışı olabilirdi.

Öyküler arasındaki iplik

Dört öykünün birbirine bağlanma biçimi de dikkat çekici. Öyküler ortak karakterlerle değil, ortak nesneler ve jestlerle bağlanıyor: Avuca bırakılan bir şeker, bir kutuda saklanan bir hatıra, bir çeyiz sandığına konan bir not, cepte taşınan bir anahtar. Bu yinelenen jestler, kitabı bir öykü derlemesinden çok, aynı desenin farklı köşelerinden oluşan bir kilime dönüştürüyor. Okur bu bağları ilk okumada fark etmeyebilir, ama ikinci okumada kitabın nasıl özenle dokunduğunu görüyor. Sahaf raflarında bu kadar bilinçli kurulmuş ilk öykü kitaplarına pek sık rastlamıyorum.

Sonuç

Bir Kilim İki Minder, köy öyküsü geleneğimize saygıyla bağlanan ama onu kendi ilmekleriyle yeniden dokuyan, ince işlenmiş bir kitap. Nostaljiye zaman zaman fazla yaslansa da "Tandır Evi" ve "Mektup Okuyan Kız" gibi iki güçlü öyküyle, bir yazarın gerçekten söyleyecek sözü olduğunu kanıtlıyor. Dükkânımın rafında, eski köy öykülerinin yanında durmayı hak ediyor. Hatta bazılarının önünde.

Okur incelemeleri · 5

İnceleme yazmak için giriş yap.

Turgay Kılıç★★★★★· 22 sa önce

Dili temiz, ilk üç öykü çok iyi. Ama "Son Kış" aceleye gelmiş gibi, diğer öykülerin derinliğine ulaşamıyor. İlk öyküde de nine fazla idealize edilmiş, biraz daha gölge isterdim.

Kemal Aksoy★★★★★· 1 hafta önce

"Son Kış"ın sonunda, cepteki anahtar beni yıktı. Öykü biraz kısa kalmış olabilir ama o son cümle her şeye değer. Köyden kente göçün sessiz bir tarihi gibi bu kitap.

Hülya Ören★★★★★· 2 hafta önce

"Tandır Evi" öyküsünü okurken anneannemin sesini duydum. Kadınların birbirlerinin acısını isimlendirmeden paylaşması... Bu kitabı bütün köyden gelmiş kızlara hediye etmek istiyorum.

Elif SarıVIP★★★★★· 3 hafta önce

Kilimin kenarındaki o küçük hata... Kitabın kalbi orada. Kütüphanemizin okuma grubunda bu kitabı tartıştık, herkes kendi ninesinden bir hikâye anlattı.

Fatma Gül Erdem★★★★★· 2 ay önce

"Mektup Okuyan Kız" öyküsünün son sahnesinde ağladım. Zekiye Teyze'nin "yüzünü okurum" demesi, okuma yazma bilmeyen annelerimizin bilgeliğini o kadar güzel anlatıyor ki.

TEMA