Unutmanın Faydaları Üzerine
Sevgili Günlük,
Bugün bir şeyi unuttum ve çok sevindim.
Yıllar önce birinin bana söylediği kırıcı bir sözü. Kim olduğunu hatırlıyorum, nerede söylediğini hatırlıyorum, hatta o gün üzerimde ne olduğunu bile. Ama sözün kendisini, kelimeleri, unutmuşum. Bugün aklıma geldi, aradım, bulamadım. Sanki biri o rafı sessizce boşaltmış.
Bize hep hatırlamanın önemli olduğu söylendi. Unutmamak, unutturmamak, hafızayı korumak. Doğru, bazı şeyler unutulmamalı. Ama kimse bize unutmanın da bir yetenek olduğunu, bir şifa olduğunu söylemedi.
Düşünüyorum da, her şeyi hatırlasaydık ne olurdu? Her kırgınlığı, her utancı, her yanlış kelimeyi aynı tazelikle taşısaydık? Herhalde yürüyemezdik. Hafıza bir sırt çantası gibi; içine her şeyi doldurursan ağırlaşır, bir yerden sonra adım atamazsın. Unutmak, çantayı hafifletmenin, yeni şeylere yer açmanın yolu.
Bir de şu var: Unuttuğumuz şeyler gerçekten gitmiyor. Bir yerlerde, derinde duruyorlar, ama artık bizi yönetmiyorlar. Kırıcı söz gitti, ama ondan öğrendiğim şey kaldı: Başkalarına öyle konuşmamayı. Ders kaldı, yara gitti. Bundan daha güzel bir takas olabilir mi?
Eski bir komşumuz vardı, her kavgadan sonra "üç gün sonra hatırlamayacağız" derdi. Haklıydı. Üç gün sonra gerçekten hatırlamazdık, kimin haklı olduğunu bile. Ama birbirimize selam vermeye devam ederdik. Belki de mahalleleri, aileleri, dostlukları ayakta tutan şey biraz da bu unutkanlıktı.
Bunu yazarken bir yandan da içim burkuluyor, çünkü annem aklıma geliyor.
Annem son yıllarında unutmaya başladı. Önce küçük şeyleri: Anahtarları, ilaçlarını, telefonda kiminle konuştuğunu. Sonra büyük şeyleri: Babamın öldüğünü, benim kaç yaşında olduğumu, kendi evinin yolunu. En son, bir öğleden sonra, beni.
"Sen kimin kızısın?" diye sordu, gülümseyerek.
"Senin," dedim.
"Ne güzel," dedi. "Benim de senin gibi bir kızım olsaydı."
O gün unutmanın faydaları üzerine hiçbir şey düşünmedim. O gün unutmanın en acımasız şey olduğunu düşündüm.
Şimdi bu yazıyı yazarken bu iki düşünceyi yan yana koymaya çalışıyorum ve beceremiyorum. Unutmak bazen bir hediye, bazen bir hırsız. Bazen bize yer açıyor, bazen bizi siliyor. Hangisinin ne zaman olacağını biz seçemiyoruz.
Ama belki şunu söyleyebilirim: Annem beni unuttuğunda, beni sevmeyi unutmadı. "Benim de senin gibi bir kızım olsaydı" dedi. Yani bir yerde, o derin rafta, bir kız sevgisi duruyordu hâlâ. Adı gitmiş, yüzü gitmiş, ama sevgisi kalmıştı.
Belki unutmak, bir şeyin ne olduğunu değil, kim olduğunu siler. Ve belki de en sonda geriye kalan, ne olduğumuzdur. Sevilmiş, sevmiş, kırılmış, iyileşmiş.
Bugün o kırıcı sözü unuttum. Annemi hiç unutmayacağım. İkisi de doğru, Sevgili Günlük. İkisi de aynı hafızada.